Kategorilendirilmemiş

Bir Aşk Hikayesi Kuantum Dolanıklık

Klasikleşmiş şehir efsanelerimiz vardır filmlere, kitaplara, destanlara konu olan. Bir anne eğer çocuğunun başına kötü bir şey geldiyse bunu hisseder. Yahut birbirine aşık çiftler arasında bu durum söz konusudur. Mecnun’a edilen işkenceyi Leyla yüreğinde hisseder ve duygusal belki de fiziksel acı çeker. Öte yandan altıncı hissinin kuvvetli olduğunu söyleyen ve yaşanan bir olayı hisseden insanlar olduğuna dair şehir efsanelerini duyuyoruz. Kimi zaman bizler de bu tür hislere kapılmışızdır ve evet bunlar doğru demiş bile olabiliriz.

Peki bu nasıl olabilir? Gerçekten fiziksel olarak böyle bir durum mümkün mü? Bir anne çocuğunun canının yandığını görmeden, duymadan o anda hissedebilir mi?

Bence mümkün. Fakat bence mümkün diyerek açıklamak pek doğru olmaz. Bunun biraz bilimsel temellerine odaklanalım. Konu hakkında okumalar yaptıysam da insani boyutta ele alınmış deney ve gözlemlere rastlayamadım. Felsefi sorgulamalardan öte pek bir şey yok. Fakat temel fizik ve teorik fiziği biraz kurcalar isek yapbozun parçalarının yerine oturduğunu görebileceğiz. Oldukça karmaşık gibi görünen kuantum fiziği ile başlıyor her şey. Klasik fizik kuralları belli başlı sınırlara sahiptir. Kütle, hacim, hız, zaman, ivme belirli formüllerle hesaplanabilen olgulardır. Bu olguların her biri de tartışmasız kesin sınırlarla çevrelenmiştir. Öyle ki insan aklını en çok zorlayanlardan ışığın bile bir hız sınırı olduğu keşfedilmiştir. Fakat evrende işlerin bildiğimiz kuralların dışında işlediğini biz kuantum fiziği ile öğrendik. En temel hali ile kuantum fiziğini meşhur bir deney ile açıklamaya çalışalım.

Schrödinger’in kedisinden bahsedelim. Schrödinger bir kutuya bir kedi ve bir de radyoaktif madde koyar. Eğer radyoaktif madde parçalanır ise kedi ölecektir, eğer parçalanmaz ise de kedi hayatta olacaktır. İçinde radyoaktif madde ve kedi olan kapalı kutu önümüzde duruyor. Peki kedi ölü mü diri mi? Bunu bilebilmenin tek yolu kutuyu açıp bakmaktır. Eğer kutuyu açmazsak kedinin durumu bizim için nedir? Kedi hem ölü, hem diridir. Yani eğer gözlemlemezseniz gerçekte ne olduğu farketmeksizin her iki sonucu da taşır üzerinde. Bunun bizim konumuzla ne alakası var? Eğer bir anne, maça giden çocuğu düşüp kolunu kırdı ise bunu görmeden ya da duymadan bilemez. Kendisinden uzakta olduğu her an için iki sonuç da geçerliliğini korur. Tamam bu açıklama tatmin edici değil ama daha bitmedi, yeni başlıyoruz. Kuantum dünyasına hoşgeldin.

Albert Einstein durumu bir adım daha öteye taşıyor. Şimdi kediden atomlar düzeyine iniyoruz. Diyor ki bilim güneşi Einstein; eğer iki kuantum parçacık birbirine çok fazla yaklaşırsa aralarında bir bilgi (ya da enerji) alışverişi olur ve bu alışveriş sırasında iki parçacık arasında bir bağ oluşur. Bu öyle bir bağ ki bu iki parçacık adeta birbirine aşık olur ve sürekli olarak iletişim halinde kalırlar. Basitçe anlatmak gerekirse bu iki parça eş zamanlı olarak senkronize olur ve bu senkronizasyonu birlikte iken kaybetmezler. Fakat klasik fiziğe göre bu iki parçacığı birbirinden ayırdığımızda artık senkronize hareket edebilmeleri mümkün olmamalıdır. Oysa bizim parçacıklarımız birbirine klasik fizik kurallarının tanımlayamadığı bir bağ ile bağlanmıştır. İki parçacığı birbirinden ayırın, milyonlarca kilometre uzaklara taşıyın. Bu iki parçacık eş zamanlı hareket etmeye devam etmektedir. İşte bu duruma kuantum dolanıklık diyoruz, parçacıklar arası aşk demekte zarar görmüyorum.

Örnekle daha anlamlı hale getirelim. A noktasında iki dişli çark var ve biri saat yönünde dönüyor, diğeri ise saatin tersi yönüne dönüyor. Bu iki dişli arasında kuantum dolanıklık oluşmuş. Normalde bu çarkları birbirinden ayırdığımızda artık birbirlerine dokunamadıkları için birbirlerinin yönünü tayin edememeleri gerekir. Oysa bizim dişli çarklarımızdan birini 100 milyon kilometre ötedeki B noktasına götürdüğümüzde görüyoruz ki A noktasındaki dişli saat yönünün tersine dönüyor ise B noktasındaki saat yönünde dönüyor olacaktır. Eğer A noktasındaki dönüş yönünü değiştirir ise B noktasındaki çarkımızda eş zamanlı olarak dönüş yönünü değiştirecektir. İşte size ışıktan bile daha hızlı bir olay. Anlık olarak her ikisi de birbirleri ile haberleşmektedir. Birbirlerinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar anlık olarak bir diğerine olup biten her şeyi bilmektedir. Bunun bildiğimiz fizik kuralları ile açıklanması mümkün değildir. Einstein bunu korkunç olay olarak nitelendirmişti. Gerçekten de bu korkutucu bir olay. Fakat bu durum yaşadığımız dünyada anlam veremediğimiz bazı hisleri açıklayabilir.

Çünkü bizler de parçacıklardan oluşuyoruz. Atomik evrimimiz konusunda işleyişe çok da hakim olduğumuz söylenemez. En bariz örnek olarak da aynı bedenden süregelen anne çocuk ilişkisi için kuantum dolanıklık temelli gözlerimizle göremediğimiz, gözlemleyemediğimiz bir kuantum bilgi alışverişi imkansız değildir. Birbirine yeterince yakınlaşmış ve doğru enerjilerle birbiri ile kuantum dolanıklık ile yahut halkımız dimağında aşk ile bağlanmışlar arasında beş duyumuzdan fazlasına sahip olunması benim mantığıma aykırı gelmiyor. Hissediyorum, hissediyorsun, hissediyoruz. Dilimizle, kulağımızla, gözümüzle, tenimizle değil gönlümüzle hissediyoruz. Gönlümüz Schrödinger’in kedisine ne olduğunu göremiyor belki ama bağlılığı kurdu ise Mecnun hissediyor Leyla’yı. Bilimin aşk hikayesi kuantum dolanıklık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir