Kategorilendirilmemiş

Uçmağ

Uzak yolları aşarken sızılanmayan ayaklarım,
Dünya’da tanıştı sıratın köprüsüyle.
Adımımı vurdum üstüne, geçerim sandım,
Çekildi canım sızılarla ayaklarımın içine.
Geçemedim köprüden, dönüp bastım toprağa,
Kum oldu düzlükler, varamadım uçmağa.
Uçmağın özlemi saplandı böğrüme,
Nice söz işittim, em olmadı sineme.
Eskiden bilmez idim uçmağın varlığı,
Sönünce kör oldum ışığının parlığı.
İzafi olduğunu bilirdim zamanın,
Omuzlara yük olduğunu öğrendim o anın.
Saatler durmuyor asılsam da zamanda,
Uçmağa bakıyor kasvetli masanda.
Kadifenin zırhında, elimde bir çember,
Hatırımda kokusu var Amber mi? Amber.
Yaradan gülmüş müdür o sefil halime,
Yarattı ise soracağım, sevmesin mi …?
Vermedim dünyaya dürüstlükten özgesini,
Acısıyla kaynakladı cebirin çizgesini.
Öyle bir kızdırdı ki üstünde yüreğimi,
Dokunmadan görürüm yerindeki biçimi.
Oysa çok beklemiştim eşsiz uçmağı,
Şimdi de bekliyorum gelsin diye tamuyu.
Hiçten geldi diye dediler Adem,
Varsa uçmağ “Adem”, yoksa talihi; adem.

 

Işıkdere
12.07.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir